Ülkeler, savaş, doğal afetler ve küresel felaket risklerine karşı kültürel miraslarını ve kritik verilerini Kuzey Kutbu’ndaki “kıyamet kasası” olarak bilinen Arctic World Archive’da koruma altına alırken, Türkiye’nin bu arşivde yer almaması dikkat çekiyor. 6 Şubat 2023’te meydana gelen depremlerde binlerce yıllık kültürel mirasının önemli bir kısmını kaybeden Türkiye, bu listede yer almıyor. Pew Araştırma Merkezi tarafından 2024 yılında yayımlanan rapora göre, 2013 yılında internette mevcut olan web sayfalarının %38’i on yıl içinde tamamen kaybolmuş durumda. Sadece iki yıl önce yüklenen sayfaların beşte biri bile bugün erişilemez hale geldi.
Bu çifte tehdide karşı, dünya genelinde 30’dan fazla ülke ulusal hafızalarını hem fiziksel hem de dijital olarak yedeklemeye başladı. Vatikan Kütüphanesi, antik el yazmalarını; Polonya, ünlü piyanist Chopin’in mektuplarını; Hindistan, Tac Mahal’in 3D taramalarını; Nijerya ise sömürge öncesi arşivlerini Norveç’in kuzeyinde bulunan Arctic World Archive’a teslim etti. NASA ise çağdaş sanatçıların eserlerini Ay’a gönderen Lunar Codex projesi kapsamında zaman kapsüllerini Ay yüzeyine indirdi.
Türkiye, bu kritik listede yer almıyor. Arctic World Archive’da bulunan tek Türkiye kaydı, ressam Mediha Didem Türemen’in Haziran 2023’te kendi imkânlarıyla yüklediği kişisel arşivdir. Türemen, başvuru sürecinden, bobin masrafına ve lojistik giderlerine kadar tüm masrafları kendi bütçesinden karşılamıştır. Uzay cephesinde ise astrofotoğrafçı Mustafa Aydın, Şili’deki teleskoplarla çektiği NGC 1929 emisyon bulutsusunu görüntüleyen “Stardust” fotoğrafıyla Lunar Codex projesine kabul edildi. Bu eser, nikel plakaya kazındı ve altın piramit biçimindeki zaman kapsülüne yerleştirildi. Mart ayında NASA’nın Blue Ghost iniş aracıyla 46 günlük bir yolculuğun ardından Ay yüzeyine indirildi. Böylece Türkiye’yi Kuzey Kutbu ve Ay’da temsil eden kurumlar değil, iki bağımsız sanatçı oldu.
6 Şubat depremlerinde Türkiye’de birçok tarihi yapı yerle bir oldu. Anadolu’nun ilk camilerinden biri olan Habib-i Neccar Camii, rivayete göre MS birinci yüzyılda inşa edilmesine rağmen, depremler, yangınlar ve işgallere dayanamadı. Antakya Sinagogu, 2500 yıllık geçmişiyle enkaza dönerken, Gaziantep Kalesi’nin surları çöktü ve Hatay Arkeoloji Müzesi’ndeki antik cam ve seramik eserler parçalandı. Bu müze, Akdeniz havzasının en zengin Roma dönemi mozaik koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyordu. 200 yıllık Ester Parşömenleri, Antakya Sinagogu’nun enkazından İsrailli bir kurtarma ekibi tarafından çıkarıldı ve diplomatik müzakerelerin ardından Türkiye’ye iade edildi. Antakya Rum Ortodoks Kilisesi’nin yıkıntılarından ise 11 tarihi ikona ve birçok nadir el yazması kurtarıldı. Bu kurtarma operasyonları, doğru ekiplerin doğru zamanda bölgede bulunmasıyla mümkün oldu.
Dünya Anıtlar Fonu, Antakya’yı 2025’in en riskli 25 kültürel bölgesi arasında gösterdi. Hatay Arkeoloji Müzesi’nin, 2026 yılında yeniden açılması planlanırken, deprem bölgesindeki camiler, kiliseler ve sinagoglar için yürütülen restorasyon çalışmalarının yıllar alacağı öngörülüyor.
Kültürel kayıplar yalnızca fiziksel yapılarla sınırlı değil. Pew Araştırma Merkezi’nin raporu, dijital arşivlerin de hızla eridiğini ortaya koyuyor. Rapora göre resmi devlet ve yerel yönetim sitelerinin %21’inde en az bir çalışmayan bağlantı mevcut. Bu durum, dijital hafızanın sanıldığı kadar kalıcı olmadığını gösteriyor.