140journos, Soma’da hayatını kaybeden 301 madencinin anısını yaşatmak amacıyla hazırladığı distopik animasyon “Karabaht”ı yayınladı. YouTube kanalında izleyicilerle buluşan bu belgesel, sunduğu derin anlam ve etkileyici görselliği ile hafızalarda silinmeyecek bir yüzleşme imkanı sunuyor.
“Karabaht”, karanlık bir maden şehrinde yaşamın tüm zorluklarını küçük bir çocuğun bakış açısıyla gözler önüne seriyor. Sistemin sunduğu çaresizlik ve bitmek bilmeyen kazı döngüsünü hissettiren bu kısa film, şiirsel ve derin bir metin ile dikkat çekiyor.
Şehir; insanların varoluşunu sadece doğdukları yere bağlı kıldığı, nesiller boyunca süren karanlık bir mirasın temsilcisidir. Belgeselin küçük karakteri, bu ağır mirası ve ölümlerin nasıl sıradanlaştığını etkileyici bir şekilde şu sözlerle ifade ediyor: “Önemli olan doğduğun yerdir. Ben burada doğdum. Babam da burada doğdu. Onun babası da burada doğdu. Bizden önce buraya gelen herkes bu toprağın altındadır. Karabaht’ta sabahlar her zaman aynı sesle başlar. Uzun bir düdük sesi ve ardından gelen ayak sesleri. Erkekler sabahları çukura iner. Akşamları geri dönerler. Bazıları geç gelir, bazıları ise bir daha asla dönmez. Hiç dönmeyenlerin isimleri bir süre anılır ama sonrasında unutulur. Ancak evleri uzun süre sessiz kalır.”
Babasıyla yaşadığı çaresizliği ve kömür karası kaderin nesilden nesile nasıl aktarıldığını fark eden çocuk, bu acı gerçekle mutfak masasında yüzleşiyor: “Akşamları masada oturduğumuzda babam konuşmaz. Sadece ellerine bakar. Ellerinin rengi her zaman siyah. Ne kadar yıkasa da bu değişmez. Bir gün ona sordum, ‘Baba, ışığa ulaşacak mıyız?’ Babam bana bakıp, ‘Belki torunum ulaşır,’ dedi. Sonra hiçbir şey söylemedim. O günden sonra, torunlarımın benden daha şanslı olacağını düşündüm. Ama sonra düşündüm ki, onlar da aynı şeyleri söyleyecek. Düşünmeyi bıraktım. Çünkü Karabaht’ta çok düşünen çocuklar hastalanır.”
Kaderini kendi gözleriyle görmek için şehrin en ucundaki derin çukurun yanına giden çocuk, karanlığın içindeki dumanların aralanmasıyla hayatının en büyük keşfini yapıyor. Maviyi keşfeden çocuk, kendi sessiz devrimini şu sözlerle ilan ediyor: “Kafamı o şeyin geldiği yöne yukarı kaldırdım. Duman bir an için yana çekildi ve arkasında bir şey vardı. Çok küçük bir parça. Karabaht’ta daha önce hiç görmediğim bir renk. Sonra anladım. Kitapta okuduğum gerçekmiş. Mavi demek gerçekmiş. Demek ki dünya sadece karanlıktan ibaret değilmiş… O gece yatağımda düşündüm. O çukurun sonunda ne var? Belki kurtuluş orada değil, belki bu karanlık bir aldatmacadan ibaret… Ben Karabaht’ta doğdum. Bunu değiştiremem. Ama Karabaht’ta ölmek zorunda değilim. Yarın sabah düdük çaldığında sıraya girmeyeceğim. Mavinin peşinden gideceğim.”